31 July 2010, Saturday

İclal Aydın - İclal Aydın Barış İlan Etti

Ben: Benimle iyi geçin, düğündeki performansına göre değerlendirme yapıcam, bundan sonra yazacaklarım buna bağlı demedin mi?

A. H: Aaa!! Şaka yaptım, ayrıca yazarım, istediğimi yazarım.

Ben: Ben de yazarım. Ben de istediğimi yazarım.

A. H: Sen, bence yine de düğünde bana iyi davran. Bak hayat güzeldir, barıştık, Cengiz'in düğününe gidiyoruz.

Ben: Tamam, haklısın, ama sen de bana biraz nazik davran yani...

****

Okuduğunuz konuşmalar, perşembe gecesi, İstanbul'un en güzel kızlarından biri olan Berna ile Cengiz Semercioğlu'nun düğün törenlerine giderken vuku buldu. Tekne düğünün yapılacağı otele yanaşırken, Cengiz ve Berna, tarihi yapının balkonundan bize el sallıyorlardı.

(Bundan dört yıl önce kimse beni böyle bir olayın gerçekleşebileceğine inandıramazdı..)

Nikâhtan sonra Ahmet ve ben, Cengiz'i kutlamak için ayağa kalktığımızda, bir an için olaya yabancılaşıp birbirimize baktık. Ve aynı anda kahkahalar patladı...

Artık geri dönüp anmak dahi istemediğim o çok gergin, çok anlamsız köşe kavgalarının üzerinden geçen zaman kısa görünse de, kapladığımız alanın aslında çok da önemli olmadığını bana öğretecek kadar uzundu... Altın Kelebek ödüllerinin dağıtıldığı gece birkaç kez burun buruna gelince, "hadi gel barışalım artık" diyerek kucaklaştığımız Cengiz'le, araya giren dargın yılları çıkardığımızda, kaldığımız yerden devam edebildiğimizi, edebileceğimizi görmek beyhude ve çocuksu bir sevinç değildir umarım...

Gecenin en ama en şeker, en şık hanımlarından biri, Ayşe Özyılmazel'di; ve masada Hıncal Uluç ile benim aramda oturuyordu. Arada Ahmet Hakan'la atışıyor, arada Hıncal Uluç'un takılmalarını göğüslüyordu...

Hemen yanımızda oturan ve masalarında hiç kadın olmayan centilmen topluluğu, "en son askerlikte bu kadar çok erkekle bir aradaydık" diyerek, erkenden dağılmayı tercih ettiler...

Cengiz ve Berna çok mutluydular. Umarım hep böyle kalırlar, umarım onlar uzun ve örnek alınası beraberliğin temsilcileri olurlar...

Ben, büyük kavgadan doğan dostluğun sonucunda, düğün boyunca Ahmet'in kırık kolundan geçici sorumlu mümessil olarak elimden geleni yaptım. Düğünde arıza çıkarmadım. Kavga etmedik. Eski günlerin intikamını almadım. Hatta hep birlikte çok güldük...

Peki, siz bu yazıyı niye okudunuz?

E, yıllarca kavgamızı yazdık, okudunuz... Barışımızdan da haberdar olun istedim.

Gökten üç elma düştü...Biri, Cengiz ile Berna'ya... Biri, tanık olanlara... Biri, size...

Bana? Yok, ben artık istemem... :))


Bu Sayfaya Mesaj Yazın